Oyun Kitabı Okumak – Henrik Ibsen

#2020de20kitap projemizin benim için ikinci kitabı Norveçli ünlü oyun yazarı Henrik Ibsen’in dört oyununun yer aldığı oyun kitabı oldu.

Kitaptaki oyunlar Ibsen’ın en bilinen oyunlarından dördü: A Doll House (Bir Bebek Evi) , The Wild Duck (Yaban Ördeği), Hedda Gabler, The Master Builder (Yapı Ustası Solness)

Bu yazıyı internette araştırıp bulabileceğiniz bilgilerle dolu derleme bir yazı olmasındansa kendi düşüncelerimi anlattığım bir yazı olarak yazmak istiyorum, sonuçta burası bir blog. Ama tabii ki bu yazıyı yazmadan önce kendimi durduramadım ve

Continue reading

Masallar Hep Aynı Mıdır? 2020’nin ilk kitabı!

2020’de 20 kitap okumak için kitap seçerken tabii ki anneannemizin kitaplığına uğradık ve oradan birkaç kitap seçtik. Aslında ayın başında başka bir kitaba başlamıştım ama onun biraz yavaş ilerleyeceğine karar verip yeni bir kitap seçtim kendime. Böylece ay içinde bir kitap kesin bitirebilirim diye düşündüm.

Normalde başladığım kitap Ibsen’ın dört oyunun olduğu bir İngilizce bir kitaptı, bir oyunu bitirdim ama ocak ayında bitirmem için daha hızlı okuyabileceğim kitap arıyordum ve onu buldum.

2020’de ilk bitirdiğim kitap

Continue reading

Ne güzel bir cümle…

Dürüst olalım okuduğumuz her kitabı tam olarak hatırlamıyoruz. Karakterleri, hatta hikayenin gidişatını etkileyen başlıca olayları bile unutabiliyoruz. Ama bazen de önemsiz detayları öyle iyi hatırlıyoruz ki! Bazen de aklımızda bizi etkileyen bir söz ve birkaç karakter kalıyor.

Sheila Callaghan’ın yazdığı oyun Crumble (Lay Me Down, Justin Timberlake) bana tatlı bir cümle bıraktı:

Continue reading

Şehrinde Turist Olmak

İnsan kendi şehrinde turist olabilir mi?

Yaşadığın yerde turist gibi hissetmek bazen can sıkıcı olabilir. Sanki yabancı gibi ya da oraya ait değilmişsin gibi yanılsamalara kapılabilir insan. Ama çok da güzel bir tarafı vardır şehrinde turist olma duygusunun. Yaşadığın yeri dışardan gözlerle görmek yeni bir bakış açısı kazandırır. Bu da bir tür özgürlük değil midir?

moda1
İstanbul Moda’da bir heykel.

Herhalde herkes için aynıdır, turist olarak gittiğimiz şehri daha çok gezeriz. Doğduğumuz yerdeki çoğu müzeye, tarihi mekanlara veya turistler çok önemli merkezlere hiç gitmemişizdir ama birkaç günlüğüne bile olsa ziyaret ettiğimiz yeni şehirlerde her şeyi bir araya sıkıştırıp bütün turistik mekanlara gitmeye çalışırız. Bunu yaşadığımız şehirde de yapmak mümkün, hem de geniş zamanlara yaya yaya, güzellikleri ve farklılıkları sindire sindire keyif alabiliriz.

Continue reading

Ülkü Tamer Anısına…

Edebiyatın önemli isimlerinden Ülkü Tamer 1 Nisan 2018’de vefat etti, ardından medya onun şiirlerini ve işlerini hatırladı ve hatırlattı. Biz de Ülkü Tamer’i nasıl tanıdığımızı hatırladık ve bu nedenle, Ülkü Tamer’i kaybedişimizin birinci yılında bir yazı yazmak istedik.

ana-gorsel-ulku

Ülkü Tamer’in adını ilk olarak Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının çevirmeni olarak öğrendik. En sevdiği kitabı okumaya kıyamayanlar olduysa neden kitabın kapağının her yanını ezberlediğimizi anlayacaktır. Harry Potter hayranları olarak, kitabın bitmesine kıyamaz, arada kitabı kapatır ve o çok güzel çizimleri seyreder ve kitabın yayın ve basımevi hakkında her şeyi okurduk. Dolayısıyla Ülkü Tamer bizim için Harry Potter çevirmeniydi (Sonrasında çeviriler Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu’ya emanet edildi.)

Sonra en sevdiğim dizilerden Yabancı Damat’ı seyrederken bir bölümde Continue reading

Ekşi Elmalar: Hayat inatlaştıklarımızı bir şekilde tekrar karşımıza çıkarır

Hayat inatlaştıklarımızı bir şekilde tekrar karşımıza çıkarır. Bu belki de tüm ipleri ele alamayacağımızı ve her şeyi kontrol etmenin mümkün olmadığını anlamamız içindir.

Bir hikaye sizi etkiliyorsa gerçek hayata dayalı olduğunu öğrenince daha da etkilenirsiniz. Biz de Ekşi Elmalar filminin gerçek bir hikayeye dayandığını duymuştuk ama izledikten sonra araştırınca Yılmaz Erdoğan’ın annesinin babasından esinlendiğini öğrendik.

eksi_elmalar-1

Filmin ana karakterlerinden Aziz (Yılmaz Erdoğan) Hakkari’nin ileri gelenlerinden ve o zamanlar bile Hakkari’ye teleferik yaptırmayı düşünmüş biri. Ayrıca inatçı, kendine güvenen ve dediğim dedik biri. Biz de Gaziantepli olduğumuz için sert ve kararlı erkek figürleri bize yabancı değil. Yine de bu film aslında erkek egemen bir filmdense kadın odaklı bir film. Yılmaz Erdoğan’ın yazdığı kadın karakterler çarşıya çıkamasalar da, okula içlerinden biri yollanmış da olsa ve evin tüm yükü omuzlarında da olsa hala güçlü, istediklerini bilen ve harekete geçen kadınlar. Continue reading

Kafka’nın Dava’sını Okumadan Joseph K.

Övgü’nün bir önceki blog yazısı Kafka’nın Dava’sını okuduktan sonra kitaptan uyarlanan Joseph K oyununu nasıl bulduğu ile ilgiliydi. Bense oyundan önce Dava’yı okumadım, sadece konusunu biliyordum. Bu yüzden farklı bir bakış açısından aynı oyunu yorumluyorum.

Sahnede anlatılan her hikaye tiyaro değildir aslında. Tiyatro ve gösteri birbirinden farklıdır. Tiyatronun içerdiği sanat unsuru, gösterinin içerdiği eğlence unsuruna benzer. Tiyatroya gelenlerin eğlence kısmını takılıp kalması ve anlatılmak istenen derinliği hissedememesi biraz acıklıdır. Sert bir eleştiri ama öyle.

joseph

Uzun zamandır görmek istediğimiz Joseph K oyununu izledik. Mert Fırat’ın son zamanlarda Continue reading

Yapmayın arkadaşlar, Mert Fırat boşuna bu kadar yorulmadı!

Mert Fırat sahnede, ip atlıyor, şınav çekiyor, hopluyor zıplıyor, dans ediyor, bağırıyor, kucaklıyor, deliriyor, çırpınıyor. Tek perde oyunda herkesin gözü onda.

Tabii diğer oyuncular Özgün Aydın, Onur Dilber ve Didem Balçın da yoruluyor ama Mert Fırat en çok yorulan oyuncu sanki.

Buraya nasıl geldik, önce onu anlatayım.

DasDas’ın Joseph K. oyununun Kafka’nın Dava romanından güncelleştirildiğini okuduğumda ilk işim bu romanı okunacaklar listemin en başına koymak oldu, ve tabii ki DasDas’ta Joseph K. oyunu da görülecek oyunlar arasında en baştaydı.

Lisedeyken Edebiyat dersinde Kafka’dan Dönüşüm kitabını okumuştuk. Sonrasına Dava’yı çok duymuş ama bir türlü okuma fırsatı bulamamıştım.

Bu oyuna bileti aldık, ve ben oyun tarihine kadar kitabı bitirme sözü verdim kendi kendime.

Romanın büyük bir kısmını oyundan bir gün önce okudum ve oyun günü son yirmi sayfası kalmıştı. O kadar inat etmiştim ki, Continue reading

Attila İlhan’ın Şiirlerini Yeniden Keşfetmek

Bir şilep sızıyor gözlerinden…

Bu kurtlar sofrasında belki zor…

Sisler Bulvarında seni kaybettim…

Aysel git başımdan…

Eğer sen yine İstanbul’san, aldanmıyorsam…

Gözleri karanlığı dar hücrelerin,

Seni görür görmez özgürlüğümden utandım…

Beni bırakıp gitme ne olursun…

Kimi sevsem sensin…

Belki gelmem gelemem, beş dakika bekle git…

Bir yerlere yıldırım düşüyorum,

Ayrılığımızı hissettiğim an

Demirler eriyor hırsımdan…

Bunca yıl sönmemiş umudum

Nisan değilse mayıs perşembe değilse pazar…

Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor

Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil…

Yanlış bir hayalin şehrinde kaldım

Sevdiği ben değilim anlatamam…

Attila İlhan, şiiri sevdirecek bir dille, bulut bulut geçti yüreklerden. Yukarıdaki şiiri onun en sevdiğimiz dizelerini bir araya getirerek oluşturduk. Farklı bakış açıları edinmek, çok iyi bildiğini düşündüğümüz şiirleri yeniden keşfetmek için… Çünkü bizce Continue reading

Doğum Gününde Özdemir Asaf

Bugün Özdemir Asaf’ın doğum günü.

Özdemir Asaf’ın yeri bizde ayrıdır, lisede edebiyata iyice merak sarmaya başladığımızda şiirin ne kadar güzel bir sanat olduğunu gösteren şairlerden en önde gelenlerdendi bizim için. Kelime oyunlarıyla Türkçe’yi sevdiren, en kısa şiirlerle bile çokça düşündüren Özdemir Asaf’ı anmak adına bu yazıyı yazmak gerek diye düşündük.

Elbette çok şiiri var sevilen, hangisini yazsak diğeri özlenecek. Yine de en sevdiğimiz Özdemir Asaf şiirlerini sıralamak istedik. Continue reading